TİYATRO SOHBETLERİNİN KONUĞU NEDİM SABAN....


Blogumuzun yepyeni köşesi "Tiyatro Röportajları" yeni sezonda birçok ünlü tiyatro insanını sizlerle buluşturacak. Bu yolda benim her zaman uğuruna ve samimiyetine inandığım Nedim Saban ile ilk röportajımızı gerçekleştirdik. Siz okuyucularımız da "Tiyatro Röportajları" köşemizde görmek istediğiniz isimleri iletebilirsiniz. 

Keyifli Okumalar....

-Merhaba Nedim Bey. Öncelikle bu röportajı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Geçen sezon Tiyatrokare olarak çok başarılı oyunlara imza attınız. Bu sezon da bu devam edecek mi?

N.S: Geçtiğimiz sezon “Ahududu” projesini hayata geçirdik. Eski oyunlarımız da repertuarda olduğu için sadece bir tek yeni oyun çıkarttık. Zaten artık niceliğe değil, niteliğe dikkat ediyoruz. İçimize sinmeyen bir kadro kurmadan ve projeyi tam olarak şekillendirmeden başlamanın anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Bir dönemler salonumuz vardı. Ancak son zamanlarda salona oyun yetiştirme telaşında olduğumuzu fark eder olduk ve repertuar politikamızı değiştirdik. 

Peki geçen sezon oyunlarınızı toplam kaç defa oynadınız?

N.S: “Ahududu”, sezonun ikinci turuna yetiştiği halde 75 oyuna ulaştı. “Leyla’nın Evi” nin yedinci yılıydı. Sezon içinde çok farklı kentlerde 30 oyun daha oynadık. "Fosforlu’nun Hikayesi" de 40 oyun oynadı. 

Sosyal sorumluluk projesi kapsamında yaptığımız üç tane çocuk oyunu da var. Toplam 6 oyunla 200 kez perde açtık. En önemlisi, tüm Türkiye’ye turne yaptık. Bazı günler, ödenekli tiyatroları da özendirecek biçimde üç farklı kentte perde açtık.

Oyunlarınızda Türk Tiyatrosu’nun önemli isimleriyle çalışıyorsunuz. Bunun sizin yönünüzden etkileri nelerdir? Ünlü isimlerle çalışmak nasıldır?

N.S: Ben çocukluğumdan beri, sokaklarda, parklarda da tiyatro yaparak bu sanatın yaygınlaşması için çalışıyorum. Tiyatrokare’yi de kurarken hedeflerimizden biri, geniş kitlelerle buluşmaktı. Macide Tanır, Celile Toyon, Erol Keskin, Metin Serezli, Suna Keskin, Melek Baykal gibi duayenlerle çalışma şansım olduğu için çok memnunum. 

Projeler uygun olduğu zaman, popüler isimleri de seçtim bazen, çünkü televizyondan sonra seyircinin algısı çok farklı işliyor. Gişeye telefon edip, kimlerin oynadığını sormakla kalmayıp, hangi dizide hangi rolü oynadıklarını bile soruyorlar. Selfie çektirmek için gelen minik bir kitle bile var. 

Ancak herşeye rağmen tiyatro seyircisi son derece bilinçli. Oyun seçerken, sahnede ünlü izlemek değil, iyi oyuncu izlemek istiyor. Bu nedenle prodüksiyonlarda sadece ünlü değil, role ve en önemlisi tiyatro sanatına uygun kişileri de seçmeye çalışıyoruz. Ancak her zaman programlar denk gelmiyor. Kendi adıma, ünlü insanlarla çok iyi çalıştım. Yönetmen olarak bana çocuk gibi teslim oldular. Disiplin olarak ise tiyatro sanatına hiç ihanet etmediler. Ne çektiysem, dertleri sadece dizi çekmek olan ve set teklifi gelmediği için mecburen tiyatro yapan oyunculardan seçtim. 

Peki bu sezon Tiyatrokare’de hangi oyunlar oynanacak? Bize biraz bahseder misiniz? Yeni oyunlarınızda ünlü isimler olacak mı?

N.S: Ahududu” ikinci sezonunda, “Leyla’nın Evi” sekizinci yılında devam edecek. Çok heyecan verici bir oyun hazırlığındayız. 

"Süper İyi Bir Gün Geçireceğinizi Nasıl Anlarsınız?(The Curious Incident Of The Dog In The Night Time) adıyla Londra ve New York sahnelerini sarsan, 2015'de başta Tony Ödülü olmak üzere pek çok ödül alan oyun Asperger sendromlu bir gencin, gerçeğin peşine düşmesi ve matematiksel zekasını çok çarpıcı biçimde kullanarak gizemli bir cinayeti çözmesini anlatıyor. 

Dildeki metaforu ve imgeleri kavrayamayan Christopher Boone süper zekaya sahiptir. Ancak özel durumundan ötürü bazen kendini ifade etmekte zorlanır, bazen de içine kapanarak dünyaya küser. Astronot hayali olmayı taşıyan Christopher, evrenin sırrını çözmüştür, dünyadaki tüm ülkelerin başkentlerini ve asal sayıları ezberlemiştir, ancak insan ilişkilerinde zorlanmaktadır. Mahallesinde bir köpeğin öldürülmesi ve kendisinden şüphenilmesi üzerine detektifliğe soyunur ve çok karmaşık olan insan ilişkilerini anlamaya başlamıştır.

Gerek insancıl söylemi, gerek yenilikçi sahneleme yöntemiyle dünyada çok ses getiren oyun, Mark Haddon'un 2003'de yayınlanan ve Whitbread Yılın Romanı Ödülü'nü alan ve milyonlarca satan "Süper İyi Günler" adlı romanından Simon Stephens tarafından uyarlandı. Oyunu ben yönetiyorum, oyuncu ve tasarımcı kadrosu Ekim ayında açıklanacak.

Bu sezon Tiyatrokare olarak kaç oyun sahneleyeceksiniz?

N.S: Ayrıca yeni bir komedi planlıyoruz. Bunun dışında Kanada “Why Not Theatre” ile 2019 için bir ortak proje hazırlığı yapıyoruz ve bunun ilk adımını Kasım ayında İstanbul Tiyatro Festivali’nde Kanada’nın ünlü oyun yazarı ve yönetmeni Guillermo Verdecchia’nın, Türk oyuncularla gerçekleştireceği bir workshopla atacağız. 

Celile Toyon’un oynayacağı ve benim yöneteceğim bir oyunun da ön çalışmasına başladık, ancak bunu Tiyatrokare’de mi, başka bir çözüm ortağıyla beraber mi yapacağımıza karar veremedik. 

Anavarza Çocuk Tiyatrosu için hazırladığımız ve dört yıldır süregelen “Bal Arıları ve Hınzır Ayı” isimli bir çocuk oyunu ve su tasarrufu ile ilgili bir sosyal sorumluluk projesini de sayarsak, beş yetişkin oyunu ve iki çocuk oyunu düşlediğimiz verimli bir sezon hazırlığı içindeyiz. Bunların ne kadarı gerçekleşir bilemem ama biraz önce söylediğim gibi, önce projenin içime sinmesi lazım..

Oyunlarınızın sahneleme tarihleri nedir ve hangi sahnelerde oynayacaksınız?

N.S: Şimdilik Ekim ve Kasım programımız belli. "Ahududu" 6 Ekim’de Kozyatağı, 21 ve 11 Kasım’da Kadıköy’de, 14 Ekim’de Pendik Green Park, 15 Ekim’de İstanbul Kültür Üniversitesi, 24 Ekim’de Caddebostan, 7 Kasım’da Ataköy’de sahnelenecek. Ayrıca Samsun, Eskişehir, Ankara, Silivri, Tekirdağ turnelerimiz ve Kasım ayı sonunda Almanya/Hollanda turnemiz var. 

Artık Ataköy’de oyunlarımızı düzenli olarak sahneleyebileceğimiz yeni bir salon var. “Leyla’nın Evi”ni de 15 Kasım’da İstanbul Kültür Üniversitesi’nde oynayacağız. "Leyla’nın Evi" sekizinci sezonunu 1 Ekim’de Kozyatağı’nda açtıktan sonra, 7 Ekim’de ve 12 Kasım'da Profilo Kültür Merkezi’nde , 19 Kasım’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde oynanacak. Şimdilik kesinleşen programımız bu kadar.

Türkiye’de tiyatro sahibi olmak bir yana tiyatro oyuncusu olmak bile ekonomik olarak sıkıntılıyken, Tiyatrokare bu sıkıntılara rağmen hem büyük prodüksiyonları hem de ünlü simaları sahneye taşıyor. Bu sizin için zor olmuyor mu?

N.S: Maddi olarak çok zor günler de yaşadık. Çok iyi bir seyirci kitlesine sahip olduğumuz halde, biliyorsunuz artık sadece gişe gelirleri bir tiyatronun yaşaması için yeterli değil. Ben bugüne kadar televizyondan kazandıklarımı da tiyatroya yatırdım, 27 yıldır tiyatromu ayakta tutabilmek için çok yoğun bir çaba harcadım, bazen ticaret de yaparak, tiyatromun saygınlığını korudum. Tiyatrokare’de 30’un üzerinde meslektaşıma sadece kendilerini ifade değil, iş olanağı da yaratabildiğim için büyük gurur duyuyorum. Manevi olarak çok yıprandığımız, bazen meslektaşlarımız tarafından haksızca yıpratıldığımız zamanlar da oldu ama bir aile olarak birbirimize tutunduk hep. 

Öte yandan, sosyal demokrat belediyelerin de tutarlı bir kültür politikası olmadığı için, çok yorulduğumuz günler oldu. Salon alamadık, seyircinin talebine yanıt veremedik. 

Eskiden Anadolu'nun 45 kentine turne yaparken, bu sayı neredeyse yarı yarıya düştü. Seyirci olmadığından değil, bir sürü saçmasapan nedenden dolayı. Evet zorluklara direniyoruz ama bunlarla uğraşırken asıl işimizi yapamıyoruz. 

Türkiye’de tiyatro ortamını nasıl görüyorsunuz? Özellikle büyük sahne ve prodüksiyonlar yerine dar kadrolu ve küçük sahnelerde oynanan tiyatro oyunları hakkında ne düşünüyorsunuz?

N.S: Meslektaşlarıma göre bu yıl oyunda oynamama ve yoğun turne yapmama rağmen çokça tiyatro izleyen biriyim. Onun için söyleyeceklerimi kulaktan duyma bilgilerle değil, seyirci olarak deneyimlediklerimle söylüyorum. 

Bir eleştiri olarak değil, özeleştiri olarak değerlendirilmesini isterim, tiyatro sanatının her yerde, her koşulda ve her ortamda iyi olması, bir sinerji yaratması hepimiz için yararlı. Alternatif tiyatro söylemi beni heyecanlandırmıştı, çok iyi işler de yapıldı ama pek alternatif bir söylem yok artık.

İçerik olarak cesur bir söylemle ortaya çıkan çok az topluluk var, biçim olarak da kendilerini tekrarlamaya başladılar. Alternatif mekan deniliyor artık, İtalyan tipi sahneye alternatif yaratılması çok iyi ama yeterli değil. 

Her yerde tiyatro fikri tiyatro yeni kitlelerle, işçiler, öğrenciler, İstanbul'a gelip denizi bile göremeyenlere gidilirse çok heyecan verici olabilir ama gettolara sıkışmak tehlikeli. Bir zaman sonra sadece birbirimizi izliyor hale gelmeyelim. 

Yeni prodüksiyon sayısı neredeyse on yılda yirmi katına çıktı ama seyirci artmadı, tam tersine nüfus oranına oranla düştü. Öte yandan yeni tiyatrolarda müthiş oyuncular keşfediliyor. Belki bu tiyatrolar olmasa o oyuncuları hiç göremeyeceğiz. 

Yine bir gözlemim, ekip ruhuyla yola çıkan toplulukların bu özelliklerini devam ettiremeyip, bireysel oyunculuklara ve neredeyse star sistemine sığınmaları. Öte yandan, alternatif mekanlar yeni yazarlar da çıkarttı. Bu çok önemli.

Sizce dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sanat akımlarına göre tiyatronun yorumlanması değişiyor mu? Bunun seyirci ve tiyatrolar açısından artı ve eksileri nelerdir? 

N.S: Dünyada yeni denemeler tiyatroyu küçültmüyor. Aksine büyütüyor. Hem seyirci, hem prodüksiyon olanakları açısından söylüyorum bunu. Dünyanın en yenilikçi yönetmenleri sahne olanaklarını da rahatça kullanıyorlar. Robert Wilson'un tiyatrosunu ışık uygulamasından soyutlayabilir misiniz? Tabi ki hayır.

Bizdeki alternatif mekanlarda böyle olanaklar yok. Yönetmen sadece parlak buluşlar yapan ve oyunculara, metne doğru yönelimler kazandıran kişi hala. Bir dünya yaratmaktan yoksunuz şimdilik. Ancak Uniq gibi, Zorlu gibi çözüm ortaklarıyla biraz kırılacak bu sorun. 

Öte yandan tiyatro sanatı bütün dünyada bir endüstri. Bizde ise merkezde bir tiyatro olmaması için bir çaba var adeta. Dikkat ediyorum sezon tanıtım yazılarında bile merkezdeki (mainstream) tiyatro hor görülüyor, duyurulma zahmetine bile katlanılmıyor. West End olmazsa fringe olmaz, Broadway olmazsa Off Broadway'den söz edemeyiz. 

Öte yandan dünyada bölge tiyatroları büyük önem taşıyor. Bizde de yavaş yavaş bölgelerden güzel haberler gelmeye başlıyor. Tiyatro sanatını besleyen önemli bir kaynaktır bölge tiyatroları.

Sosyal medyada oyunculuk ile ilgili maddeler halinde bir yorum yazınız oldu. Blogumuzda da çok ilgi gören bu paylaşımınız hakkında neler söylemek istersiniz. Oyunculuk gerçekten böyle bir hal aldı mı?

N.S: Tiyatro için değil ama diziler için ne yazık ki böyle. Bilgisizlik hali erdem sayılır oldu, kirli sakal kent kültürünün karşısına dayandı. Oyuncular iktidarın söylemini yüzlerinde taşır hale geldiler. Eskiden herkes başrol oynamak isterken, ağır abi telaşı daha çok sardı.

Bu sezon Tiyatrokare oyunlarının kaçında oyuncu olarak rol alacaksınız? Kendinizi bir tiyatro patronu olarak oyunların içinde görmek ne hissettiriyor?

N.S: Patron sözünü sevmiyorum. Öte yandan kendim için genel sanat yönetmeni imzasını da kullanmam. Özel tiyatro sınırları belli zaten. Yapmak istediklerimizin sadece onda birini yapabiliyoruz. Bu nedenle yapımcı lafından korkmamak gerek. Dünyanın pek çok yerinde "Managing Artistic Director" kavramı var. Ben de öyleyim. 

Ara sıra rol de alıyorum oyunlarda ama açıkçası şu anki kariyer hedefimde yönetmenlik, yapımcılık ve akademisyenlik biraz daha önde. "Ahududu"daki minik rolü çok sevdim, oynadığım adamı çok iyi anladım ve anlatmaya çalıştım. Sağolsun ekibimiz de beni taşıyor. En sorumlu kişiyim ekipte...😁 İyi ki böyle güzel bir ekip var ki arada benim gibi problemliler kaynıyor...😁

Sizin aynı zamanda oyunculuk üzerine eğitim almaya devam ettiğinizi biliyoruz. Biraz bundan da bahseder misiniz? Bu eğitimi alırken hedefiniz nedir? Bir gün sizi de akademisyen olarak görecek miyiz?

N.S: Oyunculuk değil, genel bir tiyatro eğitimi. Anadolu Üniversitesi'nde Sanatta Yeterlilik programında İbsen üzerine tez hazırlıyorum. Akademisyenliği bilemem, ama kuramsal araştırmaların yanısıra, teori ile pratiği harmanlayan estetik arayışlarım sürecek. Bu nedenle Eskişehir'deki programa başvurdum. İyi ki kabul edilmişim.

Blogumuz hakkında ne düşünüyorsunuz? Takip etme şansınız oluyor mu?

N.S: Kuramsal olarak büyük iddialar taşımaması, samimiyeti ve en önemlisi neredeyse tüm tiyatrolara eşit mesafede olması blogunuzun sevdiğim özellikleri. Öte yandan tiyatro ajandalarında ve bilgi akışında yoğunlaşmalısınız. Oyun duyurularını eksiksiz biçimde yapmak çok önemli. Bu kadar çok oyun var ama halen gideceğiniz oyunu seçebilmek için tek tek tiyatroların sitelerine girmek durumunda kalıyor seyirci. Müthiş bilgi kirliliği var. 

Blogumuzda indirimli tiyatro bileti köşemiz var. Hiç dikkatinizi çekti mi?

N.S: Evet çekti. Biz de katılırız seve seve. Ayrıca sizin aracılığınızla duyuralım. Tüm tiyatro öğrencileri ücretsiz izleyebilir bizi. Yeter ki merak etsinler, gelmek istesinler. Gala yapan ender tiyatrolardanız ama galayı kaçıran meslektaşlarımıza da kapımız hep açık. Tuhaf biçimde tiyatroya tiyatrocular da gitmez oldu. Umarım pek çok tiyatronun çok heyecan verici projeler ilan ettiği bu sezonun tadını çıkartır meslektaşlarımız.

Son olarak oyuncu adaylarına ve seyircilerine ne söylemek istersiniz?

N.S: Çok fazla oyuncu adayı var. Böyle bir ihtiyaç yok inanın. Doktor, hemşire, mimar, öğretmen gibi mesleklere de ihtiyaç olduğunu unutmamak gerek. 

Öte yandan tiyatro sadece oyunculuk değil, diğer alanlarda böyle bir ilgi olmayınca, sağlıklı bir mesleki gelişimden söz edilemez. Gereksiz derecede tiyatro kursu var. Bu konuda umut tacirlerine kapılmamak gerek. Kamera önü oyunculuk diye bir kavram çıktı mesela. Önceleri red ettim ama üniversitede bile bu dersi verdim.

Var böyle birşey tabi, teknik bir bilgi de gerekiyor ama öncelikle oyunculuk eğitimi gerek ve bu süreç en az dört yıllık bir eğitim gerektiriyor. İnsanda tiyatro sevdası varsa, mutlaka eğitim gerek. Eğitim sadece okula gitmek değil, mesleği her anlamda takip etmek. Ha, bir de okula gidiyorsanız, derse de gelmek lazım. Bunu hatırlatmak azıcık tuhaf oldu.


Bu güzel söyleşi için ve bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Nedim Bey. Umarız bu sezon gişeniz bol ve bereketli olur...