Eraslan Sağlam

Cüneyt İngiz - Merhaba Eraslan Bey. Öncelikle röportajımıza katıldığınız için teşekkür ederiz. Bize Tatavla’nın nasıl kurulduğundan, salonunuzdan, bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz projelerinizden söz edebilir misiniz?


Eraslan Sağlam- 2012 yılı bütün ülke açısından sıkıntıların kurumsallaşma sürecinin başlangıcıydı. Özellikle kültürel yozlaşma, dejenerasyon, erozyon yerleşik bir kültüre dönüşmek üzereydi. 


Alt yapı sistemleri artık üst yapı kurumlarını da etkilemeye, belirlemeye başlamıştı. Aydınlar ve sanatçılar için çemberin daralışının konsantre hali oluşuyordu. Nefes almamız gerekiyordu. Bu zamana kadar tiyatrocu kimliğimle hocalık kimliğim at başıydı. Farklı ve önemli kurumlardan gelen tekliflerle sürdürüyordum hocalığımı. 


Etrafımda sözüne güvendiğim insanlar bu dersleri kendi açacağım kurumda vermem gerektiği yönünde önerilerde bulunuyordu. Hep sırtımı çeviriyordum bu önerilere. Çünkü ticarileşme tabbıma aykırıydı. 


Bir pazar günü, ders verdiğim kurumdan o zamanlar ikamet ettiğimiz Kurtuluş’taki evime dönerken bir kiralık ilanı gördüm. Çok heyecanlandım, ne yapıp edip Pazar Pazar mekânı gördüm. Kurtuluş Caddesi üzerinde, bir ikinci kattı. Görür görmez kafamda içi mimarisini oluşturdum ve orada otuz kişilik bir salon oluşturarak kendi sahnemizi açmaya karar verdim. 


Kurtuluş’ta oluşacak bu salonun adı, Kurtuluş’un eski adı olan Tatavla olacaktı. Sözcük ile ilgili yaptığım bir araştırmada, sözcüğün “at ahırı”nı da kapsadığı bilgisiyle karşılaştım. Bir Shakespeare hayranı olarak, tabii ki Shakespeare biyografisine hakimdim ve Shakespeare’in zamanında tiyatroya gelen seyircilerin atlarına bakıp, o atları ahıra götüren kişi olduğunu biliyordum. Bağlam ve logo kendiliğinden çıkıverdi: Göz kırpan bir Shakespeare portesi. Ama bunu çağdaş sanatla ilişkilendirmek adına stencil / grafitti formunda olacaktı bu Shakespeare.


Ardından ilk hayal kırıklığı geldi. Apartman yaşı ilerde Ermeni ve Rumlar’ın oturduğu bir apartmandı. Hala korku içindeydiler. Yakın bir zaman önce Hrant katledilmişti, daha münferit bir şekilde lanse edilen Samatya’da yaşlı bir Ermeni’nin canice cinayeti basının gündemine oturmuştu. 


Tiyatroyu çok seven komşularım, apartman içinde bir tiyatronun onları çok tedirgin edeceğini söylemişlerdi. Derhal vazgeçtim. Onları bir de benim tedirgin etmeye hakkım yoktu. Hepsinden onay alarak burayı tiyatro eğitimin verileceği bir alana dönüştürdüm. Yalnız değildim. Yanı başımda, o sıralar oğlumuz Memo’ya hamile olan Tuba vardı. Hala ve hep olduğu gibi… Böylece “Atölye Tatavla” kurulmuş oldu. Atölyenin bir mottosu vardı: “Kendi oyuncusunu, yazarını, yönetmenini yetiştirmek…”. Yani. Bir ekol sahibi olmak. Hiç yalnız kalmadık. Öğrencilerle, asistanlarla, sanatçı dostlarımızla, destekçilerimizle- ki ilki Levent Üzümcü’dür-… 


Dersler devam ederken kendi müstesna çevremizden prodüksiyon talebi geldi. Denileni yapmalıydım. Çünkü bu bizim ortak alanımızdı. Proje araştırırken Raymund Fitz Simons’ın “Aktör Kean” oyununa ulaştım. Çok heyecanlandım. Tiyatronun iç meselelerini, erkle ilişkisini, özel hayatın dokunulmazlığını ve biricikliğini tartışan bir oyundu. 

Dostum Tolga Yeter’e önerdim projeyi. Kabul etti. Alican Kargın’ın müzik direktörlüğünde, Sibel Taka’nın sahne tasarımıyla ve Canan Göknil’in eline çabuk, maharetli ve yüksek estetiğe sahip kostümleriyle oyun seyirciyle buluştu. Kıymetli dostlarım Tolga Yeter ve Yelda Serbes’in tiyatroları olan Tiyatro Karnaval’da seyirciyle buluşmaya başladı. Ardından Emek Sahnesi ve Hayal Perdesi bize kapılarını açtı. Biz destek olmak için gidip Kumbaracı50’de, Sahne Hal’de, Şermola Performans’ta oynadık. Çok yazılıp çizildi oyun hakkında, çok ödül aldı. Hala da oynuyoruz Tiyatro Tatavla’nın kuruluşunu müjdeleyen bu ilk oyunumuzu… 


Kendi iç birimimizde yaptığımız uzun toplantılar sonucunda yeni meselemizin kadına yönelik şiddet, taciz ve çocuk gelinler olmasına karar verdik. Bu konuda bir oyun yapacaktık. Bu konuda yazılı edebi metin taramaları ve projenin çalışanlarının kendi kaleme aldıkları metin parçalarıyla bir tekst oluşturduk. Yeni projenin adı “Üç  Kadın Bin Turna idi. Bu sefer hareket tiyatrosu formunda seyirciye ulaşacaktık. Projeyi Arda Alpkıray tasarladı ve yönetti. Ayça Bildik, Yeşim Egemen Özaydın ve İrem Erkaya canlarını, ruhlarını dişlerine takarak seyirciyle buluşturdular Tatavla Tiyatro’nun ikinci prodüksiyonunu.


Küçücük arabamıza atlamış o sahne senin bu sahne benim geziyorduk. Çok yorucuydu. Daha da önemlisi bu gezici tiyatro hali oyunların estetik formundan eksiltiyordu. Ve yeni bir karar aldık: Kendi sahnemizi açmazsak, Tatavla Tiyatro ileride çocuklarımıza anlatacağımız hoş bir anı olarak kalacaktı! Bütün sahne arayışlarımız hüsranla sonuçlanıyordu. Bir gece bir haber geldi. Mahir Günşıray’ın sorumluluğunda olan ve o dönemde Jale Karabekir’in yönettiği Cihangir Sahne boşaltılıyordu. Sabahı beklemeden harekete geçtim. Bir dizi telefon görüşmesinin ardından, ertesi sabah Mahir’le buluştuk. Hemen anlaştık. Çünkü o bir tiyatrocuydu. Artık bir sahnemiz vardı: Tatavla Sahne!

Şimdi sıra açılış oyununu bulmaya gelmişti. Şehir Tiyatrosu’nda Cabaret adlı oyunda oynuyordum. Harbiye Açıkhava temsiliydi. Sahnemizin oluşumuna Cabaret ekibi büyük destek vermişti. Kuliste oturmuş her zamanki gibi tiyatro konuşuyorduk. Dostum Ergun Üğlü şu anda Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı” oyununun ne kadar da uygun düşeceğini söyledi. Heyecandan yerimde duramıyordum. Asistanıma telefon edip oyun metnini getirmesini söyledim. Hem oyun oynuyordum hem de Cadı Kazanı’nı okuyordum. Oyun bitmeden kararımı verdim. Tatavla Sahne’nin ilk oyunu Cadı Kazanı olacaktı. Ustalarım karşı çıktı. Memo yeni doğmuştu. Bu oyunu yaparsam büyük bir yasaklamayla sahnenin kapatılabileceğini söylediler. Dinlemedim ve oyunu yönettim. Çok ilgi gördü. 


Bir yandan biz oynuyor, diğer yandan sahnemizi misafir ekiplerin kullanımına açıyorduk. Bunu küçük bütçelerle yapıyorduk. Çünkü dişimizle, tırnağımızla kamusal bir alan yaratmıştık. Artık o alanın sahibi de biz değildik. Tiyatrocu herkesti.


2016 Tiyatro sezonunda yeni projelerini teker teker hayata geçiren Tatavla Tiyatro, bu yılın ilk oyunu Ömer Akgüllü’nün yönettiği ‘‘Lysistrata Düşleri’’ni seyirciyle buluşturdu. Oyun, ‘’İnsan neden savaşır?’’ sorusunu sahneye taşıyor. Bunları Yiğit Sertdemir’in yönettiği Moliere’in ‘’İnsandan Kaçan’’ oyunu takip etti.  Ardından Tatavla Tiyatro Sophokles’in Antigonesi’yle başladığı yeni dönem repertuvarını, ülkenin içinde bulunduğu koşullarla ilintili olarak Jean Anouilh’in “Antigone” siyle sürdürdü.


Aynı zamanda Tatavla Tiyatro, Şehir Tiyatrosu oyuncusu Derya Yıldırım’ın yazıp yönettiği 3 – 6 yaş grupları için hazırlanan ‘’Yuno’’ isimli çocuk oyununu seyircisiyle buluşturarak, Cihangir halkını çocuk tiyatrosuyla tanıştırdı.


Selim İleri’nin ölümsüz eseri “Allahaısmarladık Cumhuriyet” oyunu Tatavla Tiyatro’nun başyapıtları arasındaki yerini aldı. En kıymetli oyuncularından, oyun repertuvardayken aramızdan ayrılan Hale Akınlı, bu oyunda Halid Edip rolünü canlandırmaktaydı.


Bunu Tatavla Tiyatro’nun ilk Shakespeare oyunu olan “Bahar Noktası” takip etti. Can Yücel’in farklı söylediği Türkçe, Tatavla’nın kendi orkestrasıyla müzikli ve danslı bir oyun olarak, kalabalık kadrosuyla seyirci huzuruna çıktı.


Takip eden sezonda yazarlığını ve yönetmenliğini Prof. Dr. Metin Balay’ın üstlendiği iki proje hayata geçti. Biri “İnadına Yaşamak”ın devamı niteliğinde olan “İnadına İnsan”, diğeri Cumartesi Anneleri’nin ve kayıpların hayatını mercek altına alan “Küskün Yüreklerin Türküsü”… Hemen ardından Özge Midilli’nin tasarım, reji ve koreografisini yaptığı, güncel sanatla önemli bir buluşma niteliği taşıyan, ‘fiziksel tiyatro’ olarak adlandırılan “An” ve Fatma Özcan’ın kaleme alıp, Semah Tuğsel’in yönettiği, tiyatroda mimari arayışları estetik olarak da irdeleyen “İki Kadın”ı seyirciyle buluştu.


Geçtiğimiz sezon Tatavla’nın temel meselesi dünyanın içinde bulunduğu ve bizim de müdahil olmamıza binaen, ‘ekolojik yıkım’ ve ‘küresel iklim krizi’ydi. Grips Tiyatrosu’nun kıymetli bir metni olan “Gök, Toprak, Hava, Deniz” oyununu tekrar ele aldı ve günümüz dramaturjisiyle bu oyunu “İnsan Çağı / Antroposen ya da Kapitalosen” adıyla uyarlayarak seyirciyle buluşturdu. Tatavla’nın diğer oyunlarından ayrı bir yerde duruyordu bu oyun. Öncelikli olarak yaş kategorisi yoktu. Ebeveynler, gençler ve çocuklar aynı anda izledi bu oyunu. Her oyunun ardından konunun uzmanları bir forum yaptı. 

Tatavla yolculuğuna devam ediyor. Pandemi koşullarında, pandemi koşullarına rağmen… Yeni çalıştığı proje, Özen Yula’nın kaleme aldığı, 1839 Osmanlı topraklarında boy veren kolera salgını, bu salgından kaçmaya çalışırken, kendilerini Eyüp’te bir kahvehaneye kapatan iki meddahın hikayesi: “Rahvan Giden Atlılar”.


Hemen ardından mütevefa oyuncusu Hale Akınlı’nın aziz hatırasına “Allahaısmarladık Cumhuriyet” oyununu seyircisiyle buluşturdu. Hale Akınlı’nın yerine kimseyi koymadan, ama onu çoğaltarak… Hem de ilk temsilini Akınlı’nın hayatını, yıllarını verdiği Şehir Tiyatrosu sahnesinde yaparak…


Geçen sene Tatavla pandemiye rağmen 200 gece “perde” dedi. Çünkü orası kamusal bir alan! Kendi oyunlarından daha çok misafir ekiplerle sahnesini paylaştığı bir alan. Bütün bu zorlu koşullara rağmen Tatavla kapanmayacak, yine “perde” diyecek. Hem kendisi için, hem yersiz yurtsuz misafir ekipleri için, hem de gözünün nuru seyircileri için…


Cüneyt İngiz- Bu yıl pandemi nedeniyle tiyatrolar için çok sıkıntılı geçti. Bu konuda neler söylemek istersiniz?


Eraslan Sağlam- Çok sıkıntı çektik. Hala da çekiyoruz. Pek çok komşu tiyatro kapattı salonlarını. Sahnesi olanlar için de olmayanlar için de çok zor bir süreç. Şayet sahneniz varsa oyun yok, seyirci yok ve başta sahne kirası olmak üzere bütün sabit giderleriniz devam ediyor. Sahneniz yoksa, misafir olarak girebileceğiniz salon da yok. Salon olsa seyirci yok. 


Ben bir ay öncesine kadar evde kendi kendime otururken, her gece hayalimde tiyatroyu kapatıyordum, fakat ertesi gün duşumu yapıp tekrar açıyordum. Ve bu aralıksız geceler boyunca devam etti. Her şeye rağmen açık olduğumuz günlerde kapıda seyirci bekler olduk. Çünkü insanlar isteseler dahi kapalı ortam fobisi yaşıyorlardı. Perde açtığınızda oyunun sabit giderleri devam ediyordu. Ama gelen üç seyirci de son derece mühimdi. 


Bir sürü sıkıntıyı, korkuyu, paniği yaşayarak salonunuza oyun izlemeye geliyorlardı. Siz üç kişisiniz, biz oynayamayacağız, evinize dönün diyemezsiniz. Ama ekip içi dayanışmayla bu da halloluyordu. Tatavla oyuncuları bu süreçte oyunlarının en güzel performanslarını sergilediler. Zaten aldıkları üç kuruştan da vazgeçerek tiyatronun ve seyircinin moralini yüksek tutmaya çalıştılar.


Cüneyt İngiz- Tiyatroların yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz? Sizce neler yapılabilirdi?


Eraslan Sağlam- Seyirci ve yerel yönetimler ellerinden gelenin maksimumunu yaptılar. Bizim özelimizde baktığımızda biz her zaman olduğu gibi sırtımızı seyircilerimize dayadık. Zaten onlardan başka güvenebileceğimiz hiçbir kişi ya da kurum mevcut değil. Seyircimiz her imdat dediğimizde imdadımıza koştu. Hatta bazan biz imdat demeden, ruhumuz duymadan bir işin ucundan tuttuklarını gördük. İşte bu yüzden Tatavla’yı kapatamayız.


Cüneyt İngiz- Tiyatro camiasının kendi içinde yeterince birlik olabildi diyebilir misiniz? Kendi mesleğimiz içinde ne tür sorunlar yaşadık? Çeşitli örgütler kuruldu. Bunlar yeterince aktif olabildi mi sizce?


Eraslan Sağlam-Tiyatro Kooperatifi çok önemli bir oluşum. Bir an bile boş durmadı. Gece gündüz demeden gerek kendi içinde gerek bürokratlarla çok önemli toplantılar yaptı. Kısacası üstüne düşeni fazlasıyla yaptı. Onlara verilen bolca taahhüt oldu. Burada kooperatife denilecek bir şey yok. Bazı sözler yerine getirilmediyse, bunun ayıbı sözü verendedir. Bizler ise birbirimizin yaralarına ilaç olmaya çalıştık. Kumbaracı50 sahne kiralarımıza destek olabilmek için bir kampanya başlattı. Biz Tatavla olarak her hafta bir gecemizi sahnesi olmayan topluluklara bedelsiz olarak tahsis ettik.


Cüneyt İngiz- Peki pandemi döneminde tiyatro sahneleri kapandı, oyunlar sahnelenemiyor. Bu dönemde siz de bir dijital okuma çalışması yapıyorsunuz. Projenizden biraz söz edebilir misiniz?


Eraslan Sağlam- Son genelgeye kadar seans değiştirerek oyunlarımızı oynamayı sürdürüyorduk. Ancak son genelgeyle değiştireceğimiz bir seans kalmadı. Genelge yayınlandığında hemen bir toplantı yaptık. Tatavla Dijital kurulmuş oldu böylece. Üç gece üst üste yaptığımız toplantılarda pek çok öneri çıktı ortaya. Bu önerilerden biri de “okuma tiyatrosu”ydu. Tatavla ekibinden bu alanda projesi olanlar hayata geçirmeye başladı. 


Cüneyt İngiz- İlk dijital oyununuzu Pirandello’nun ‘Altı Kişi Yazarını Arıyor’ oyunu oldu. Neden bu oyunu seçtiniz? Çalışmalarınız nasıl ilerledi? Zoom üzerinden prova yapmak, oyun çalışmak kolay oldu mu?


Eraslan Sağlam- Tatavla oyuncularında Arzu Suriçi Kireççi, Tatavla Digital toplantısında bu oyunu yapmak istediğini söyledi. Arzu bu isteğini şöyle dile getiriyor:


“İnsanın kalıcı olarak hayatın içinde olup imzasını atamadığı bir yaşamdayız. Hikayemiz var mı acaba? Varsa bu hikayenin içinde ne kadar var olabiliyoruz? Yaşadığımız yüzyılda birey olarak değersizleştirildik ve küçültüldük. Bu noktada Pirandello'nun karakterleri gibi hikayemizi yazacak birini bulamazsak yok mu olacağız? Yoksa kendi hikayemizi kendimiz mi yazacağız?” 


Rol dağılımının ardından yönetmen metin üzerinde incelikli bir çalışma yaptı. Elimizde iki çeviri vardı. İki çeviriyi kıyaslayarak, kimi kısımları okuma tiyatrosu dinamiklerine göre kısaltarak bir okuma metnine ulaştı. Bizden beklediği karakter özelliklerini ve bu karakterleri aktarmamızda bize yarayacak aksesuar taleplerinde bulundu. Üç yoğun prova gününün ardından seyirciyle buluşturduk.


Cüneyt İngiz- Oyunda kimler rol alıyor? Yönetmen ve oyuncuların seçimi ve prova aşamaları hakkında bilgi verebilir misiniz?


Eraslan Sağlam- Oyunda, yazarı tarafından yok edilmek istenen bazı oyun kahramanlarının, bir tiyatroda oynanan başka bir oyuna gelerek o tiyatrodaki oyunculardan ve yönetmenden bir oyun içinde kendi hikayeleri ile yaşama dönme çabaları ele alınmıştır. Oyunda Pirandello ve Parantez İçi: Eraslan Sağlam, Claudios (Baş Aktör): Can Ertuğrul, Gertrude (Baş Aktris): Işıl Zeynep, Hamlet (Genç Aktör): Mete Boyar, Ophelia (Genç Aktris): Şebnem Aktay, Nedime (Genç Aktris): Meyra Ahsen Temel, Yönetmen: Murat Avni, Sahne Amiri, Suflör, Gardıropçu: Utku Çetin, Baba: Ertan Kılıç, Anne: Tuba Sağlam, Üvey Kız: Yasemin Yalçınkaya Göksel, Oğul: Ege Kılavuz, Madam Pace: Özge Midilli tarafından oynanmaktadır.

Yönetmenimiz son derece özgürdü. Oyuncu seçimlerini kendi yaptı. Ancak kendiliğinden bu projede var olmak isteyen oyuncularımız vardı. Arzu kimseyi geri çevirmeden iyi bir rol dağılımına ulaştı diye düşünüyorum.


Cüneyt İngiz- Seyircinizin dijital tiyatro oyununa ilgisi nasıl oldu? İstediğiniz etkileşimi alabildiniz mi?


Eraslan Sağlam- Muazzam bir ilgiyle karşılaştık. İlk üç günde biletlerimiz tükendi. Pek çok seyirciyi geri çevirmek zorunda kaldık. Kabul ettiğimiz yetmişe yakın seyirci, görece bu zor metni sonuna kadar takip etti, bizi terk etmedi. Oyun sonrasında yaptığımız söyleşiden İstanbul dışından da bizi takip eden seyircilerimizin sayıca hiç de az olmadığını anladık. Hatta bedelsiz yaptığımız bu performansın bedelliye çevrilmesi konusunda ısrar ettiler. Tabii ki “hayır” dedik.


Cüneyt İngiz- Tiyatronun dijital ortamda tiyatro olmayacağını destekleyen ve desteklemeyenler var.  Siz ne dersiniz? Tiyatronun zorunlu olarak dijital ortama taşınması konusunda ne düşünüyorsunuz? Seyirciyi dijital tiyatro ile yakalayabiliyor musunuz?


Eraslan Sağlam- Biz Tatavla olarak en azından şimdilik oyunlarımızı dijital ortama taşımayı düşünmüyoruz. Çünkü bu yolla bir anlamda ezeli rakibi sinema ve televizyona mağlup düşeceğini düşünüyorum tiyatronun. Çünkü araya beyaz ekran girdiğinde tiyatronun olanaklarından kat be kat olanağa sahip sinema ve televizyon. Oysa sinemanın da televizyonun da tiyatroyla yarışamayacağı tek bir alan var, o da tiyatronun canlı ve seyircinin hayal gücüyle inşa ediliyor olması. Bu alanı, bu canlı alanı terk etmek istemiyoruz. Çünkü o alanda gerçeklik prensibi dışında hiçbir şey yoktur ve hiçbir disiplin bununla baş edemez. Orada bütün prodüksiyon olanakları anlamını yitirir.


Seyirci dijital platformdaki başka tiyatral etkinliklerle yakalanabilir. Biz okuma tiyatrosuyla bunu hedefliyoruz. Her hafta bir okuma tiyatrosu gösterime sokacağız. İkinci gösterim Nazım Hikmet’in “İnek” oyunu. Yıllar önce Şehir Tiyatrosu oynamıştı. Şimdi orada oynayan kadro, Tatavla Dijital’de bu oyunu okuma tiyatrosu formunda sahneleyecek. Üçüncü gösterim ise Roland Topor’un “Masanın Altında Bir Kış” oyunu.


Bunların dışında bu pazar (20 Aralık) “Açık Konservatuvar”ı başlatıyoruz. Her Pazar 14:00 / 19:00 arasında halka açık dersler olacak. Ve yine bunun için kimse bedel ödemeyecek. Dört haftalık periyodlar halinde düzenliyoruz bu sınıfları. Yoga, hareket, temel konuşma eğitimi, doğaçlama ve oyun okuması olacak. Dileyen bu derslerden birini, birkaçını ya da tamamını seçebilecek. Dördüncü haftanın sonunda bu sefer katılımcılar oyun okuyacak, okuma tiyatrosu yapacak ve onları diğer seyircilerle buluşturacağız.


Web sitemizde de bu dünyadaki dijital varoluşla ilgili çok ciddi yenilikler var. 1 Ocak’tan itibaren tatavlaperformans.com ziyarete açık olacak. Sadece kendimizden haberler verdiğimiz bir site değil, dört başı mamur bir kültür sanat portali halinde hizmet edecek. Akademia'dan ve ustalardan oluşan bir yazar kadromuz var. Dolaysıyla kendi içinde ciddi bir tiyatro dergisine doğru evriliyor sitemiz.


Pandemi koşullarında oluşturduğumuz bu dijital yönelimlerin hiçbirini, pandemi koşulları kalktıktan sonra sonlandırmayacağız. Çünkü geleceğin tiyatro dünyası canlı gösterimlerini koruyup kollayarak, dijital dünyanın olanaklarını kullanıp daha görünür daha ulaşılabilir hale gelecektir diye düşünüyorum.


Cüneyt İngiz- Gelecekte pandeminin devam edeceğini, tiyatroların kapalı olacağını varsayarsak başka ne tür projeler üretmeyi düşünüyorsunuz?


Eraslan Sağlam- Bu soruya kısmen yukarda cevap verdim. Ama şunu bilmenizi isterim ki Tatavla kapanmayacak, gerekirse bire bir gösterime bile giderek, seyircisini korkunç karanlık ve yalnızlıktan koruyacak, onu sarıp sarmalayacak, dünya tarihindeki bütün en sıkıntılı koşullarda olduğu gibi ‘sığınak’ olma görevini sürdürecektir.


Cüneyt İngiz- Pandemi daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Bu şartlarda ilerideki günler için tiyatrolar adına nasıl bir gelecek görüyorsunuz?


Eraslan Sağlam- Buna her tiyatro kendisi adına karar verecek ve bunu uygulayacak. Gücü kalmamışsa kapanacak. Bu kınanacak ya da akıl verilecek bir durum değil. Sadece hüzün verici bir durum. Ama her koşulda ayakta kalmayı kendine düstur edinmişse, işte o zaman ayakta kalacaktır.


Cüneyt İngiz- Eraslan Bey, sizin tiyatro aşkıyla dolu bir sanatçı olduğunuzu yaptığınız çalışmalarınızdan biliyoruz. Tatavla Sahne’nin kurulması, mücadelesi, tiyatrolara her türlü sahne desteğiniz bunu göstergesi zaten. Bu dönemde tiyatro adına yaşanılanlar size duygusal olarak ne hissettiriyor? Duygularınızı öğrenebilir miyim?


Eraslan Sağlam- Çok yoruldum, tükendim, yalnızlaştım, hüzünden ve çaresizlikten ağladığım geceler oldu. Ama coşkudan ağladığım sabahlar da bunlar kadar çoktu. Her düştüğümde “hadi abi” diyen bir seyirci çıktı. İnsan başka ne ister ki. Yani berdevam!


Cüneyt İngiz- Röportajımıza katıldığınız için teşekkür ederiz. Bütün proje ve çalışmalarınızda başarılar dileriz.


Eraslan Sağlam- Ben teşekkür ederim.